Klavyedeki Türklük

Klavyedeki Türklük

BİRKAÇ senede bir gündeme iştirak eden bir takım konular vardır… Birileri bunları meydana attıktan ardından tartışılırlar, birşeyler yazılıp çizilir şayet hiçbir sonuç elde edilmez ve yalnızca kafalar karışmakla kalır, o civarı…
“F klavye”, başka bir deyişle “Türk klavyesi” tartışması da bunlardan biridir…
Şimdiye civarı arada bir ısıtılıp meydana sürülen klâvye sorunu, geçtiğimiz hafta resmiyet kazanmış ve başbakanlık genelgesine konu olmuş. Genelgede kamu müessese ve kuruluşlarında kullanılacak tüm bilgisayarların 2017’nin sonuna civarı “F” klavyeye dönmesi talimat buyuruluyormuş!
Uygulama yalnızca resmî daireler ile hudutlu kalsa eyvallah, “devlet kendine ilişkin mekânlarda aradığı klavyeyi kullansın ve kullandırsın” diyeceğim şayet yönetmeliğin bitiminde “aynı klavyenin özel sektörde teşvik edilerek yaygınlaştırılması” diye bir tümce ek olarak var… Bu, Ülkemiz’ye gönderilecek var olan bilgisayarlara kesinlikle F klâvye olmaları koşulunun Okumaya devam et

ATATÜRK BAĞıŞLAR, O AFFETMEZ

ATATÜRK BAĞıŞLAR, O AFFETMEZ

Bundan birden çok yil öncesinde yıl durumundan benden hayli kocaman meydana gelen bir basın mensubu ile hasbihal ederken laf Refik Halid’e gelmiş ve konuştuğum bireyin 1950’lerdeki gençlik yıllarında Refik Halid ile benzer gazetede çalıştığını hatırlayınca o zamanlar sık görüşüp görüşmediklerini sormuştum.
Muhatabımın yanıtı tüylerimi diken diken etmişti:
“Ne müzakeresi, selâm dahi vermezdim! Atatürk’ümüze lâf etme cür’etini gösterip 150’liklerden meydana gelen bir adama selâm mı verecektim yani? Yalnızca ona değil, Refi’i Cevad Ulunay’a da benzer biçimde davranırdım, gördüğümde başımı çevirirdim!”.
Atatürk, Refik Halid ve Refi’i Cevad benzeri memleketin kocaman yazarlarının ve 150’likle-rin tamamının yine memlekete Okumaya devam et

BEYLER, KARIŞTIRMAYIN! TÜRK MEZARI İLE CABER KALESİ BAMBAŞKA YERLERDİR

BEYLER, KARIŞTIRMAYIN! TÜRK MEZARI İLE CABER KALESİ BAMBAŞKA YERLERDİR

Suriye’deki Türk Kabiri’nın yer aldığı alanda çatışmaların çoğalması üst kısmına gazetelerimiz ve TV’lerimiz haberi resimli olarak gündeme getiriyorlar…
Şayet, bu haberlerin birkaçı dışarısında anında tamamında hata fotoğraf kullanılıyor, “Türk Mezarı” diye Rakka’nın doğusunda olan Caber Kalesi’nin fotoğrafları veriliyor!
Türk Kabiri, 1973’ten buyana Caber Kalesi’nde değildir! Tabka Barajı’nın inşasıyla bölgenin sular altında kalması olasılığına karşın Suriye ile yapılmış olan bir protokol gereğince daha kuzeye, sonraları Fırat üstünde yapılmış olan Karakozak Köprüsü’nün yakınına taşınmış, orada yeni bir türbe inşa edilmiştir ve askerlerimizin beklediği sınırlarımız dışındaki tek toprağımız o tarihten buyana çoğalış bu yeni mekânındadır.
Caber Kalesi’nin, anında altındaki Türk Kabiri’nın naklinin sonrasında Süleyman Şah’ın türbesi ile çoğalış bir alâkası kalmamıştır. Selçuklular’dan evvelki yüzyıllarda yapılan sert duvar Suriye’nin karışmasına civarı tarihî ve turistik bir ziyaret mekânı olmuştur şayet son olarak taraflar aralarında meydana gelen arbede bölgesidir. Okumaya devam et

Aman okumayın ve bilmeden konuşun

Aman okumayın ve bilmeden konuşun

KİŞİLERİ ilâhlaştırmak, hadiseleri ifrat yahut tefrit ölçülerinde anlatmak ve bir yana “ak” diyor isek öbür tarafa kesinlikle “kara” demek millî hasletlerimizdendir.
Bu garip âdet gündelik politikadan yakın çevremiz ile ilişkilerimize, harici politikadan tarihe civarı anında her meydanda yüzyıllardan buyana üzerimize yapışmıştır ve üzgünüm bir çeşitli kurtulamayız!
Meselâ, yakın tarihimiz ile ilgili tartışmalar… Padişah Abdülhamid ya “Ulu Hakan”dır, yahut “Kızıl Sultan”… İkisinin ortası hiçbir zaman yoktur! Padişah Vahideddin “iyi” ise Mustafa Kemal “kötü”dür; Mustafa Kemal’e “iyi” diyecek olursanız, Vahideddin’in “hain” olduğuna inanmak zorundasınızdır.
Son vakitlerde çoğalış ifrat ile tefriti de bir yana bırakıp diğer bir yola girdik. Anında her konuda düşünce sahibi olduk ama mesnedsiz fikirlerimizi bilmeden, okumadan ve araştırmadan konuşup yazmakla, Okumaya devam et

UYDURMA SEBEP, ŞAM KADINLARI

UYDURMA SEBEP, ŞAM KADINLARI

ŞerifHüseyin, cihad bildirisinde bizim amaçlı bakın neler söylüyor
“…Türkler dinden çıktılar. İslâm’ın kanunlarını ve geleneklerini ihlâl ediyorlar. Çoğalış Allah’ın emirlerine uymuyor, emredilenin aksini inşa ediyor ve biz Araplar’ın yüzyıllardır aynı ritimde devam edegelen âdetlerine hürmet göstermiyorlar.
…İşte, dinden çıkmış olmalarının nihai örneklerinden biri: Suriye Valisi Cemal Paşa, Şam’da bayanlar amaçlı bir toplantı tertip etti. Kadınlarla erkekleri benzer salonda, birarada oturttu. Bayanlar ve kızlar erkeklerin önünde şiirler okuyup konuşmalar yaptılar. Paşa’nın İslâm’ın ruhuna ters meydana gelen hareketleri bununla da kalmadı: Kadınları toplantının haysiyet köşesine oturttu. Kur’an’ın bayanların örtünmeleri ve başka erkeklerden uzak kalmaları yolundaki emirlerini bir yana bıraktı. Türkler bu hareketiyle Ahzab Suresi’nin 59. ayetini ihlâl ettiler ve dinden çıktılar. Okumaya devam et

İMAM İLE PAPAZ EL ELE

İMAM İLE PAPAZ EL ELE

Bir yabancı hortlak hadisesi yıllar ardından, 1921 Mart’ında bu defa İstanbul’da, o yıllarda çevreyi kabirlik meydana gelen ve ortasında koskoca bir kışlanın yükseldiği Taksim’de yaşandı: Kocası aracılığıyla parçalanarak öldürülen Margaret Muazzez adındaki bir bayanın kabirden çıkan hortlağı geceleri herkesi huzursuz ediyordu!
Milletçe, hortlağı kaçırmak amaçlı cin çıkarmakla şöhret keşfetmiş meydana gelen Şevki Efendi isminde bir imama başvurdu. Şevki Efendi bu işi bir başına yapamayacağını ifade etti, yanına Meliton isminde bir Rum papazını aldı. Margaret Muazzez Hanım’ın mezarını buldu, mezarın en başında 18 farklı ottan yapılmış olan ve cin kaçırmaya özgü bir tütsü yaktı, 999 defa Okumaya devam et

KASTEDİLEN ASIR HANGİSİ

KASTEDİLEN ASIR HANGİSİ

Diyanet İşleri Başkanı’nın “son asırda ilmî düzeyinin bozulduğunu” öne sürdüğü kurum ise, bu üniversitenin bizdeki karşılığı “İlâhiyat Fakültesi” meydana iştirak eden bir kısmıdır. Biz, “el-Ezher” dendiğinde üniversitenin yalnızca bu kısmını anlar ve öbür fakültelerini hatırımıza getirmeyiz, çünkü bilmeyiz!
Ezher’in bir “rektörü” ve 10. yüzyıldan, tâââ Fatımîler zamanından buyana süren ananeleri gereğince bir de “şeyhi”vardır. Ezher Şeyhi hem bir üniversitenin İslâmî öğrenim verici kısmının başındadır, hem bir de yeniden benzer gelenekler gereğince Mısır’ın devlet protokolünde ön sıralardadır.
Profesyonel. Mehmet Görmez’in “Son asırda Ezher’in müfredatıyla oynandığı”iddiasında kasdettiği “asır”ın hangi aşama meydana geldiğini bilmiyorum. Diyanet İşleri Başkanı eğer 2000’lerden ardından tamamıyla devlet şakşakçılığı yapan, bilhassa de Okumaya devam et

Hava atma meraklılarına bir mezat duyurusu


Hava atma meraklılarına bir mezat duyurusu

İSTANBUL’da, Galata taraflarındaki Müslüman mahallelerinde 1839 ilkbaharında kocaman bir büyük yangın çıktı ve ahşap binalar çıra benzeri tutuştu…
Şehirde itfaiye teşkilâtı yoktu, yangını milletçe ve askerler beraberce söndürmeye çalıştılar ama çabalar işe yaramadı, alevler bir haneden öbürüne atladı…
O günlerde Jupiter isminde bir Fransız savaş gemisi İstanbul’u ziyarete gelmiş ve limanda demir atmıştı. Geminin 21 yaşlarındaki pilotu François alevlerin giderek büyüdüğünü görünce 200 civarı denizciyi ellerinde su kovalarıyla karaya çıkarıp büyük yangın yereline gönderdi ve büyük yangın, alevlerle mücadeleyi bizden ek olarak sıkı bildikleri belli meydana gelen Fransız askerlerinin yardımıyla söndürülebildi… Okumaya devam et

ÂYET UYDURANI DA VAR

ÂYET UYDURANI DA VAR

Bu oyun nihai zamanlarda hepten çığrından çıktı; Mesnevî’de vârolduğu öne sürülen beyitler ve sözler yalan işi de geride kaldı ve hızını alamayıp aşka gelerek “âyet uydurma” seviyesizliğine civarı indi!
Bilirsiniz: Mevlânâ’nın tüm eserleri Farsça’dır, bu eserlerde bir takım Arapça olarak pasajlar da vardır ama Arapça ifadeler metinlerin tamamına bakıldığında pek nadir bir koltuk teşkil ederler.
Bir yabancı tuhaflık da, işte burada: Bu Sabah “Mevlevî Şeyhi”oldukları öne sürülen, başka bir deyişle Mesnevî dersi verici, âyinlerde şeyh postuna oturan ve TV’lerde “Mevlânâ”, “Mevlânâmız”diyen ama Mevlânâ’dan değil, yalnızca hayallerinden söz eden zevât aralarında Mesnevî’yi yahut Dîvân-ı Kebîr’i orijinalinden okuyacak ve anlayıp tercüme edebilecek bir bir kişiyi dahi Okumaya devam et

PARK OTELİ VE DOLMABAHÇE


PARK OTELİ VE DOLMABAHÇE

O yıllarda arada bir “çocuk baloları”verilirdi… Çoğunlukla o günlerin İstanbul’unun yepyeni ve en popüler mekânı meydana iştirak eden Hilton’da yapılırlardı şayet hayır cemiyetleri amaçlı kimi zaman sarayların birinde düzenlendikleri de vâki idi…
Bu iş size hemen garip gelebilir şayet hükümet İstanbul’un Topkapı haricindeki saraylarıyla kasırlarını 27 Mayıs darbesine civarı daima kullandı! Başbakan Adnan Menderes çoğunlukla Park Oteli’nde kalır, Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar ise Dolmabahçe’yi seçim eder; başka misafirler burada karşılanıp ağırlanır, kalabalık davetler muayede salonunda verilir, ek olarak minik davetler de Şale’de olurdu… Okumaya devam et